Gaziantep siyaseti uzun zamandır böyle bir yükseliş görmedi.

Vakkas Açar, adeta “roket hızında” bir siyasi kariyer inşa etti. Besni’de seçimi 37 oyla kaybetti, ardından Gaziantep’te sahne aldı. Kısa sürede belediye başkan yardımcılığı, sonra il başkanlığı…

Bu kadar hızlı yükseliş siyasette nadir olur.
Ve bu tür yükselişler beraberinde daha fazla sorumluluk getirir.

Hakkını verelim:
Sahada. Sürekli sahada. Mahallelerde, sokaklarda, insanların arasında…

Ama siyaset sadece görünmek değildir.

Bugün CHP tabanında açık açık konuşulan bir gerçek var:
Vakkas Açar’a ulaşılamıyor.

Bu, basit bir iletişim sorunu değil.
Bu, doğrudan bir yönetim sorunudur.

Bir il başkanı telefonlara çıkmıyorsa, geri dönüş yapmıyorsa, o koltuğun en temel gereğini yerine getirmiyor demektir.

CHP “halkın partisi” diyorsa, il başkanı da halkın ulaşabildiği kişi olmak zorundadır.
Aksi, söylemle pratiğin çelişmesidir.

Gelelim daha kritik meseleye…

Sahadaki bu yoğun çalışmanın arkasında kişisel siyasi hedefler olduğu artık sadece bir iddia değil, ciddi bir kanaate dönüşmüş durumda. Milletvekilliği mi, büyükşehir adaylığı mı?

Olabilir. Siyasette herkesin hedefi olur.

Ama…

Eğer bu hedef uğruna potansiyel rakiplere mesafe konuluyorsa,
insanlar “bana rakip olur” diye dışlanıyorsa,
işte orada siyaset büyümez, küçülür.

Çok net söyleyelim:

Rakipten korkan il başkanı, partiyi büyütemez.

Parti büyümezse oy artmaz.
Oy artmazsa milletvekili çıkmaz.
Milletvekili çıkmazsa iktidar hayal olur.

Bu zincir bu kadar basit.

Vakkas Açar’ın önünde iki yol var:

Ya herkesi kucaklayan bir il başkanı olacak,
ya da kendi yolunu açmaya çalışan bir siyasetçi olarak kalacak.

İkisi aynı anda olmaz.

Son söz:

Çalışmak yetmez.
Telefonu açacaksın.
İnsana dokunacaksın.
Kimseyi dışlamayacaksın.