Sanayici batarken, esnaf kepenk kapatırken, işsizlik her geçen gün artarken oda başkanları neden sessiz?
Gaziantep’te cumartesi günü oda ve borsa seçimleri var.
Listeler hazırlanıyor, renkler belirleniyor, kulisler hareketleniyor. Kim meclise girecek, kim yönetimde yer alacak, hangi liste kazanacak?
Peki bütün bu yarış ne için?
Türkiye ekonomisinin bu kadar ağır bir süreçten geçtiği, esnafın, sanayicinin, tüccarın ve üreticinin her sabah maliyet hesabıyla güne başlayıp belirsizlik hesabıyla günü kapattığı bir dönemde; finansmana erişimden rekabete, istihdamdan ihracata, nitelikli iş gücünden üretim maliyetlerine kadar onlarca sorun büyürken, ticaret ve sanayi odalarının, ticaret borsasının anlamı sadece seçim haftalarında hatırlanan birkaç koltuktan ibaret olabilir mi?
Odalar ne için var?
Üyesinin sesini duyurmak için...
Ticareti ve sanayiyi geliştirmek için...
Şehrin ekonomik kapasitesini büyütmek için...
Sorunları sadece Ankara’nın kapısına taşımak değil, çözümün peşinden gitmek için...
Gerektiğinde kamuya veriyle itiraz etmek, gerektiğinde yol göstermek, gerektiğinde de kentin geleceğine akıl koymak için.
Değil mi?
Öyleyse bugün sorulması gereken soru, kimin hangi renk listeyle yarıştığından çok daha büyük olmalı.
Bu kurumların Gaziantep ekonomisine gerçek etkisi ne?
Çok toplantı yapıldı.
Çok fotoğraf çekildi.
Çok heyet ağırlandı.
Çok fuara gidildi.
Peki sonuç?
Üyenin hayatında ne değişti?
Sanayicinin hangi sorunu çözüldü?
Esnafın hangi yükü hafifledi?
Şehrin hangi ekonomik meselesinde oda ağırlığını koydu ve sonuç aldı?
Yeni bir pazar mı açıldı?
Yeni bir yatırım mı geldi?
Nitelikli insan kaynağı mı yetiştirildi?
Bir mevzuat sorunu mu çözüldü?
Bir sektörün önündeki önemli bir engel mi kaldırıldı?
Borsa, üreticinin ve tüccarın önünü görebilmesi için ne kadar sağlıklı ve kullanılabilir piyasa verisi üretti?
Bunların cevabını konuşmadan sadece seçim sonuçlarını konuşmak, meselenin en önemli kısmını atlamak olmaz mı?
Çünkü bu koltuklar bu kadar kıymetliyse, o koltukların ürettiği değerin de aynı hararetle konuşulması gerekmez mi?
Ekonominin ateşi yükselirken termometreyi tutmak yetmez.
Ateşin nerede çıktığını, kimi ne kadar yaktığını doğru ölçmek gerekir.
Çözüm üretmek gerekir.
Üyeyi yönlendirmek gerekir.
Karar vericilerin karşısına yalnızca nezaket ziyaretleriyle değil; verisiyle, raporuyla, önerisiyle ve gerektiğinde itirazıyla çıkmak gerekir.
Oda başkanlığı bir unvan mıdır, yoksa sorumluluk mu?
Başkanlar ve yönetimler hangi ölçütlerle başarılı sayılmalı?
Aday olanlar hangi somut hedeflerle geliyor?
Üyelerden toplanan aidatlar ve kullanılan kurumsal kaynaklar, hangi ölçülebilir değere dönüşüyor?
Odalar üyelerini temsil ediyor.
Peki oda yönetimleri üyelerinin ne kadarını gerçekten temsil ediyor?
Aynı isimlerin yıllarca sistem içerisinde kalmasını sağlayan yapı nasıl işliyor?
Süreklilik hangi ölçülebilir performansla karşılık buluyor?
Ve bir başka önemli soru:
Kadınların ekonomide bu kadar çok konuşulup karar masalarında bu kadar az görünmesi bize ne anlatıyor?
Cumartesi günü Gaziantep’te sandıklar kurulacak.
Listeler yarışacak.
İsimler yarışacak.
Kulisler bitecek.
Kazananlar ve kaybedenler belli olacak.
Ama seçim bittiğinde asıl yarış yeni başlayacak.
Çünkü seçimden sonra üyelerin önüne çıkacak gerçek soru şu olacak:
“Bize ne vaat ettiniz?” değil, “Ne ürettiniz?”
Düşünelim biraz.
Düşünmek hâlâ ücretsiz üstelik...
Neticede;
Seçim varsa hesap da olmalı.
Yarış varsa ölçü de olmalı.
Koltuk varsa karşılığı da görünmeli.
Çünkü mesele kimin seçileceğinden çok daha büyük.
Mesele, seçilenin şehir için ne ürettiği.