SAADET PARTİSİ GENEL BAŞKANI MAHMUT ARIKAN’IN
10 AĞUSTOS 2026 TARİHLİ ÇERÇEVE YASA ÜZERİNE YAPTIĞI
TBMM GENEL KONUŞMASI

Sayın Başkan, Değerli Divan,
Siyasi partilerin Kıymetli Genel Başkanları,
Muhterem milletvekilleri,
Hepinizi saygı ve muhabbetle selamlıyorum.

Yaptığımız görüşmelerin
hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.

TÜRKİYE BÜYÜK BİR DEVLETTİR

Değerli Milletvekilleri,

Türkiye büyük bir devlettir.

Büyüklüğümüz;
yalnızca yüzölçümümüzden,
nüfusumuzdan,
ordumuzun gücünden ibaret değil.

Türkiye;
binlerce yıllık devlet geleneğinin,
Anadolu'da asırlardır birlikte yaşama iradesinin,
çok büyük acılardan sonra yeniden ayağa kalkabilme kudretinin
adıdır.
BİR YÜZYILI GERİDE BIRAKTIK

Evet!

Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılındayız.
Bir yüzyılı geride bıraktık…

Büyük başarılarımız,
büyük birikimlerimiz
ve büyük imkânlarımız var.

Ancak geçmişten bugüne taşıdığımız
ve hâlâ çözmek zorunda olduğumuz meseleler de bulunuyor.

HEM GEÇMİŞ HEM GELECEK

Bugün, Türkiye’nin,
Hem geçmişini hem de geleceğini ilgilendiren bir kanun üzerine konuşuyoruz.

Onun için, bugün;
kurulacak her cümlenin,
atılacak her adımın,
verilecek her oyun;
siyasi hesapların çok üzerinde bir anlamı vardır.

MİLLİ GÖRÜŞ’ÜN TECRÜBESİ

Değerli milletvekilleri,

Her şeyden önce bilinmesini isterim ki:

56 yıllık Milli Görüş hareketi olarak bizler;
ilk günden itibaren Türküyle, Kürdüyle
bu milletin kardeşliğinin güçlü bir şekilde tesisi için çalıştık,
terörün çözümü için büyük çabalar harcadık.

Bunun için tarihimizde;
biri 1991 biri de 1994 yılında iki ayrı rapor yayınladık.

Kimsenin cesaret edemediği bir dönemde,
Erbakan Hocamız Bingöl’de o meşhur konuşmasını yapmış
Bunun için DGM’de yargılanmış ve kendisine siyasi yasak getirilmişti.

Yine 2009 yılında, bu sefer Saadet Partisi olarak
Bu meselenin çözümüne ilişkin yeni bir rapor hazırladık.
Bu raporu -isme özellikle dikkat çekmek istiyorum-
“Gönüllü Birliktelik ve Kardeşlik” başlığı ile kamuoyuyla paylaştık.

Yani bizler;
ne tek tipçi jakoben anlayışa teslim olduk,
ne de küresel güçlerin ülkemiz üzerindeki oyunlarını görmezden geldik.
HER TÜRLÜ İTHAM VE İFTİRA

Milli Görüş Hareketi,
bütün bu çabayı ortaya koyarken
bir çok, iftira ve baskıya maruz kaldı.

Buna rağmen;
Ne küstük, ne geri adım attık, ne de kınayanın kınamasına aldırdık;
milletimizin kardeşliğine, birlik ve beraberliğine katkı yapacak hakikatleri
en güçlü şekilde dile getirmeye devam ettik.

SÜRECE YAKLAŞIMIMIZ

Saadet Partisi olarak
“Terörsüz Türkiye” adı verilen süreçte de
Kaygılarımızla birlikte beklentilerimizi de
Şeffaf bir şekilde
Hem muhataplarımızla hem de aziz milletimizle paylaştık.

Başından beri söylediğimiz bir şey var:

“Terörsüz Türkiye” müphem bir ifade
İhtiyacımız olan “Yaşanabilir Türkiye’dir” dedik.

“EVET” VEYA “HAYIR” DEMEKTEN İBARET DEĞİL

Bizim için mesele
yalnızca bir kanun teklifine “evet” veya “hayır” demekten ibaret değildir.

Asıl mesele,
Türkiye'nin kendi sorunlarını
kendi insanlarıyla,
kendi Meclisiyle
ve kendi hukuk düzeni içinde çözebilme iradesidir.

Elbette;
kaygılarımız,
çekincelerimiz
ve dikkatle takip ettiğimiz hususlar var!

Bunları söylemekten
yanlış gördüğümüz noktaları ifade etmekten vazgeçmeyeceğiz.

Ancak kaygılarımızın,
Bizi, yeniden kutuplaşma ve çatışma siyasetine sürüklemesine de izin vermeyeceğiz.

Bu nedenle;
toplumsal dayanışmayı, kardeşliği,
hukuku, millet iradesini
ve ortak geleceği güçlendirecek bir anlayışla bu sürece destek veriyoruz.

BU DESTEK NE ANLAMA GELİYOR?

Bu destek;
herhangi bir siyasi aktöre
koşulsuz bir destek değildir.

İktidarın bütün uygulamalarına verilmiş
bir onay değildir.

Kanun teklifinin her maddesine
peşinen kefalet değildir.

Bizim desteğimiz,
Türkiye'nin meselelerini Türkiye'nin iradesiyle çözebilme çabasınadır.

Bu “evet”,
Türkiye’nin iç işlerine hiçbir küresel gücün, hiçbir emperyalist odağın müdahale edememesi için verilmiştir.

Bu “evet”,
Filistin’i kana bulayan, bölgemizin geleceğine göz diken Siyonist yayılmacılığa karşı Türkiye’nin daha güçlü, daha bağımsız ve daha dirençli olması için verilmiştir.

NEYE EVET NEYE HAYIR?

Biz;
Terörün sona ermesine evet diyoruz.
Silahların susmasına evet diyoruz.
Kardeşliğe evet diyoruz.
Hak ve özgürlüklere evet diyoruz.
Hukukun üstünlüğüne evet diyoruz.
Meclis iradesine ve istişareye evet diyoruz.

Ama;

Şiddetin meşrulaştırılmasına hayır diyoruz.
Millet iradesinin devre dışı bırakılmasına hayır diyoruz.
Kapalı kapılar ardında yürütülen süreçlere hayır diyoruz.
Yeni vesayet anlayışlarına hayır diyoruz.
Türkiye'nin geleceğinin başka hesaplara teslim edilmesine hayır diyoruz.

TÜRKİYE’NİN KAZANMASI MESELESİ

Değerli Milletvekilleri,

Milli Görüş'ün
terör, devlet, kardeşlik, adalet ve toplumsal bütünlük üzerine
ortaya koyduğu yaklaşımı ele alınmadan
bugünkü tartışmalar içinde doğru yönü tayin etmek mümkün değildir.

Terör meselesinin çözümü bir partinin seçim hesabı değil,
TÜRKİYE'NİN KAZANMASI MESELESİDİR.

Silah bırakma ve tasfiye bu süreç için
sadece başlangıç noktası olarak görülmelidir.

Türkiye
adaletsizlik, ekonomik eşitsizlik, siyasi kutuplaşma
ve kimlik çatışması üreten bir düzene devam ederse
başka sorunlar ortaya çıkacak;
terörü yeniden üretemeyecek bir Türkiye hedefine ulaşılamayacaktır.

Saadet Partisi,
sürece daha başından
kategorik biçimde karşı çıkmayı,
kahinlik yapmayı
Milli Görüş müktesebatıyla bağdaştırmamaktadır.

Çözümün adresi
Erbakan hocamızın sürecin en karanlık dönemlerinde yaptığı konuşmalar,
çağrılar ve çözüm önerilerindedir.

Evet!

Bugün bir kez daha yüksek sesle tekrar ediyoruz ki:
kalıcı çözüm;
adalet, hukuk, toplumsal bütünleşme ve kardeşliği birlikte inşa etmekten geçmektedir.

İKİLİĞE HAPSEDİLEMEZ

Saadet Partisi,
“Çerçeve yasaya karşı mıyız, destekliyor muyuz?” ikiliğine hapsedilemez.

Burada mesele sadece bir terör örgütünün tasfiyesi değil, TERÖRÜ YENİDEN ÜRETEN ZEMİNİN
BÜTÜNÜYLE ORTADAN KALDIRILMASIDIR.

Halihazırda yürüyen süreçle ilgili olarak Saadet Partisi'nin değerlendirme süreci:

Silahların tamamen bırakılmasına dönük yöntem ve usuller,

Terör örgütünün tasfiyesini gerçekleştirme potansiyeli,

Türkiye'nin birlik ve bütünlüğünü tartışmaya açılıp açılmadığı,

TBMM'yi çözümün merkezi statüsünün devamlılığı,

Şiddete bulaşmamış insanların topluma yeniden kazandırılmasın nasıl mümkün olacağı

etrafında şekillenmektedir.

Saadet Partisi'nin söylemesi gereken
yalnızca “çerçeve yasayı destekliyoruz”
veya “çerçeve yasaya karşıyız” değildir.

Bundan daha büyük bir teklif ortaya koymaktır.

Çünkü mesele yalnızca terörü bitirmek değildir.

Mesele, TERÖR BİTTİKTEN SONRA
NASIL BİR TÜRKİYE KURACAĞIMIZDIR!

O nedenle, partimiz çerçeve yasaya şartlı bir destek sunmaktadır.

ŞARTLI DESTEK MADDELERİMİZ

Birincisi:

1. Terörü ortadan kaldırmak devletin asli görevidir.

Devlet kendi ülkesinde silahlı bir yapının varlığını olağanlaştıramaz.

Devletin egemenliğine alternatif bir silahlı otorite kabul edilemez.

Dolayısıyla silahların bırakılması,
örgütsel yapının tasfiyesi ve devlet otoritesinin ülkenin her noktasında tartışmasız biçimde tesis edilmesi konusunda taviz verilemez.

İkincisi:

2. Terörü meydana getiren şartları ortadan kaldırmadan
   yalnızca silahlı unsurlara odaklanmak hastalığın kendisini değil
   belirtilerini tedavi etmektir.

Bu çerçeve yasa terörü mü tasfiye ediyor,
yoksa terörü meydana getiren sebepleri de ortadan kaldırıyor mu?

Millî Görüş'ün terör meselesine ilişkin yaklaşımında güvenlik
yalnızca meselenin bir boyutudur.

Ekonomik geri kalmışlık, işsizlik, bölgesel eşitsizlikler,
adalet duygusunun
temel hak ve özgürlüklerin zedelenmesi,
devlet ile vatandaş arasındaki mesafe
ve toplumsal kardeşliğin zayıflaması da aynı bütünün parçalarıdır.

Dolayısıyla Saadet Partisi'nin çerçevesi
kapsamlı bir kardeşlik, adalet ve toplumsal bütünleşme programıdır.

3. Toplumsal barış
   yalnızca bir tarafın beklentilerini karşılayarak kurulamaz.

On yıllardır terör nedeniyle evladını,
eşini, kardeşini kaybetmiş insanların yaşadığı acı yok sayılamaz.

Milli Görüş'ün “kardeşlik” anlayışı
Türkiye hedefinin şehit ailelerinin ve gazilerin adalet beklentilerinden bağımsız ilerleyemeyeceğini vurgulamaktadır.

Çünkü adalet duygusunun olmadığı yerde
kalıcı toplumsal barış kurulamaz.

Devlet bir yarayı kapatırken başka bir yara açmamalıdır.

4. Terörsüz Türkiye hedefinin en büyük taşıyıcısı
   ekonomik kalkınma olmalıdır.

Ekonomik bağımsızlık ile
toplumsal huzur birbirinden ayrı düşünülemez.

İşsizliğin, yoksulluğun ve bölgesel eşitsizliğin yoğun olduğu bölgeler
terörün insan kaynağı üretmesine daha açık hâle gelebilir.

5. Terörsüz Türkiye hedefi
   ABD ve İsrail'in soykırım, bölgesel yayılmacılık
   ve işgal politikalarından bağımsız düşünülemez.

Bölge ülkeleri, ABD ve İsrail ikilisinin
bölgenin etnik ve toplumsal meseleleri üzerinden
nüfuz üretme girişimlerine daha dayanıklı olmalı,
daha akıllıca bir tutum almaları gerekir.

Bölge ülkelerine olan saldırılar
ve işgal girişimlerinin ölümcül sonuçları herkes için ibret olmalıdır.

Terörsüz Türkiye süreci,
Terörsüz Bölge’ye dönüşmeli.

Amerika ve İsrail’in bölgedeki emperyal politikalarını boşa çıkaracak bir zemini sağlamalıdır.

BU TOPLUM SİZE NİÇİN GÜVENMİYOR?

Değerli milletvekilleri,

Meselenin bir başka önemli tarafına dikkat çekmek istiyorum.

Bugün toplumumuzun önemli bir kesimi,
bu süreci umutla takip ettiği kadar,
şüpheyle de takip ediyor.

İnsanlarımız;

“İnşallah terör biter” diyor.

“İnşallah bir daha evlatlarımızın burnu kanamaz” diyor.

“İnşallah kardeşliğimiz güçlenir” diyor.

Ama hemen ardından başka bir soru soruyor:

“Bu iktidara güvenebilir miyiz?”
BU SORUYU KÜÇÜMSEMEYİN

Bu soruyu küçümsemeyin!

Bu soruyu soran insanları
sürecin karşısında olmakla,
barış istememekle,
terörün devamını arzulamakla suçlamayın.

Çünkü bu şüphenin sebepleri var!

Bu sebeplerin önemli bir kısmını
siz oluşturdunuz.

Yıllardır bu ülkede;

hukukun üstünlüğü tartışılıyor.

Yargının bağımsızlığı tartışılıyor.

Uzun tutukluluklar tartışılıyor.

Seçilmişlerin hukuk yoluyla görevlerinden uzaklaştırılması tartışılıyor.

İfade özgürlüğü tartışılıyor.

Toplantı ve gösteri hakkı tartışılıyor.

Mahkeme kararlarının uygulanıp uygulanmadığı tartışılıyor.

TOPLUMSAL BARIŞ GÜVEN İSTER

Biz bugün bunları
bir siyasi polemik çıkarmak için söylemiyoruz.

Çok daha önemli bir sebeple söylüyoruz:

TOPLUMSAL BARIŞ GÜVEN İSTER.

Ve güven;
Sadece kanun maddesiyle kurulmaz.

Güven;
Siyasetin davranışlarıyla inşa edilir.

Bir taraftan;
“Türkiye'de yeni bir dönem başlatıyoruz” diyecek
öbür taraftan eski dönemin hukuk anlayışını devam ettirecekseniz
Olmaz!

Bir taraftan;
“Kardeşlik” diyeceksiniz,
öbür taraftan siyasi rakiplerinizi düşmanlaştıracaksınız.

Olmaz!

Bu çelişkiyi ortadan kaldırmak zorundasınız.

Değerli milletvekilleri,

Sözlerimin başında söyledim:

Türkiye büyük bir devlettir.

Büyük devlet olmak;
en zor meselelerini
aklıselimle,
adaletle,
hukukla
ve millet iradesiyle çözebilmektir.

Geçmişte yaşanan acı tecrübeler ortadadır.

Milletimizin bir kez daha hayal kırıklığına uğramasına izin verilmemelidir.

Bu millet;
çok acılar yaşamış
çok bedeller ödemiş,
çok kez umutlanmış
çok kez de hayal kırıklığına uğramıştır.

Artık aynı hataların tekrarına tahammülümüz yoktur.

Biz,
söylememiz gerekeni söylemekle,
uyarmamız gereken yerde uyarmakla,
doğru adıma destek vermekle yükümlüyüz.

Siz de;
üstlendiğiniz sorumluluğun gereğini
eksiksiz yerine getirmekle yükümlüsünüz.

Biz istiyoruz ki;

Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılı,
geçmişin kavgalarının tekrarlandığı değil;
kardeşliğin güçlendiği,
adaletin hâkim olduğu,
ekonomisi güçlü,
dış politikası bağımsız,
YENİDEN BÜYÜK TÜRKİYE’NİN YÜZYILI OLSUN.

Genel kurulu saygıyla selamlıyorum.