Yeni Parti Gaziantep Milletvekili Melih Meriç, sosyal medya hesaplarına erişim engelleri, T24’ün erişime kapatılması, gazetecilerin tutukluluğu ve Halk TV’ye kayyım atanmasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Medya üzerindeki baskıların tek tek olaylar olarak ele alınamayacağını belirten Meriç, “Önümüzde, halkın haber alma hakkını ve toplumun gerçekleri öğrenme imkânını daraltan bütünlüklü bir tablo var” dedi.
“1.155 hesap için mahkeme kararı bulunmuyor”
İfade Özgürlüğü Derneği’nin açıkladığı verilere göre, son bir ayda en az 1.270 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildi. Bu hesaplardan yalnızca 115’i hakkında mahkeme kararı bulunduğu, 1.155 hesabın ise yargı kararı olmadan erişime kapatıldığı belirtildi.
Meriç, verilerin açıklıkla tartışılması gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi:
“Bir sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğinde yalnızca o hesabın sahibi susturulmuş olmuyor. O hesabı takip eden, oradan haber ve bilgi alan yurttaşların da iletişim kanalı daraltılıyor. Üstelik 1.270 hesabın yalnızca 115’i hakkında mahkeme kararı bulunduğu açıklanıyorsa, burada idarenin yetkisi, yargısal denetim ve ifade özgürlüğü birlikte tartışılmalıdır. Takipçi sayısı 35 milyonu aşan hesapları etkileyen bu tablo, birkaç teknik işlemden ibaret sayılamaz.”
“T24’ün erişime kapatılması, kamusal hafızanın da erişime kapatılmasıdır”
17 yıllık yayın geçmişi bulunan T24’ün erişime kapatılmasına tepki gösteren Meriç, bir internet gazetesinin tümüyle engellenmesinin kamuoyunun bilgiye ulaşmasını doğrudan etkilediğini söyledi.
“Bir içerikle ilgili hukuki itiraz varsa bunun yolu açık, ölçülü ve denetlenebilir bir süreçtir. Bir yayın organının tamamını erişime kapatmak ise okurların haberlere ulaşmasını, araştırmacıların arşivleri incelemesini ve toplumun geçmişte yayımlanmış içeriklere erişmesini engeller. Bir internet sitesini kapattığınızda yalnızca bugünkü yayını değil, yıllar içinde oluşmuş kamusal hafızayı da erişime kapatmış olursunuz.”
Meriç, ifade özgürlüğünün yalnızca gazetecilerin değil, haberleri takip eden yurttaşların da hakkı olduğunu belirterek, “Basın özgürlüğü, toplumun kendi hayatını ilgilendiren gelişmeleri öğrenebilmesinin güvencesidir” dedi.
“Bir kanalın susturulması, toplumun sesini kısmaktır”
Halk TV’ye kayyım atanması ve yayınlarının durdurulmasına ilişkin gelişmelerin basın özgürlüğü açısından ciddi kaygı yarattığını ifade eden Meriç, bir şirket veya yöneticisi hakkında yürütülen soruşturmanın bütün bir yayın kuruluşunun faaliyetlerini durdurmanın gerekçesi hâline getirilmemesi gerektiğini söyledi.
“Bir kanalın ekranını karartmak, yalnızca o kanalın yönetimine müdahale etmek değildir. Orada çalışan gazetecilerin, teknik ekibin ve diğer emekçilerin çalışma hakkını; o kanaldan haber alan milyonlarca yurttaşın bilgiye erişimini de etkiler. Hukuki süreçler, kurumları ve çalışanları topluca cezalandıran yöntemlere dönüşmemelidir. Bir yayın kuruluşuna yönelik her müdahale, toplumun haber alma hakkı bakımından da değerlendirilmelidir.”
Meriç, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda gerçekleştirilen siyah bantlı protestonun da bu kaygıların bir ifadesi olduğunu belirterek, “Bu protesto, yalnızca bir yayın kuruluşuna destek değil; basın özgürlüğünün ve yurttaşların haber alma hakkının savunusudur” dedi.
“Halk TV’nin sosyal medya hesapları da hedefte”
Halk TV’nin yayınlarının durdurulmasının ardından kanalın YouTube, X, Facebook, Instagram, TikTok ve Telegram hesapları hakkında da erişim engeli kararı alındı. Kararın ardından hesaplara Türkiye’den erişimin henüz kesilmediği bildirildi.
Meriç, müdahalenin dijital platformlara da uzanmasına tepki göstererek şunları söyledi:
“Bir televizyon kanalının yayınını durdurmanın ardından sosyal medya hesapları hakkında da erişim engeli kararı alınması, yurttaşların haber kaynaklarına ulaşmasını daha da zorlaştırır. Basın özgürlüğü, yalnızca televizyon ekranlarını değil, dijital mecraları da kapsar.”
“Gazetecileri susturmak, gerçeği susturmaz”
Son bir aya ilişkin verilere göre Türkiye’de 10 gazetecinin cezaevinde, 2 gazetecinin ise ev hapsinde bulunduğunu belirten Meriç, gazetecilerin özgürce çalışamadığı bir ortamda toplumun da eksik ve sınırlı bilgiye mahkûm edildiğini söyledi.
“Bir gazetecinin tutuklanması yalnızca o gazetecinin özgürlüğünü kısıtlamaz; kamuoyunun öğrenmesi gereken haberlerin de önünü kesebilir. Tutuklama ve ağır adli kontrol tedbirleri gazetecilik faaliyeti üzerinde caydırıcı bir baskı oluşturduğunda, bu durum bireysel bir mağduriyetin ötesine geçer ve toplumun tamamını ilgilendiren bir demokrasi sorununa dönüşür.”
Meriç, değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı:
“İktidarlar eleştiriden rahatsız olabilir; ancak demokratik yönetimlerin görevi eleştiriyi susturmak değil, ona yanıt vermektir. Hesapları kapatmak, gazetecileri tutuklamak, haber sitelerine erişimi engellemek ve televizyon kanallarına kayyım atamak gerçekleri ortadan kaldırmaz; yalnızca yurttaşların gerçeğe ulaşmasını zorlaştırır. Biz, bu baskıların normalleşmesine izin vermeyecek; basın emekçilerinin ve halkın haber alma hakkının yanında durmayı sürdüreceğiz.”